ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ KAÇ YIL OLMALI?
- Abidin KILIÇ
- 30 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Ara 2025

1980’li yıllardan itibaren hatırladığım; İlkokul beş yıl, ortaokul üç yıl, lise üç yıl, üniversite dört yıl (Tıp Fakülteleri hariç), bu da toplam 15 yıl yapıyor. Yedi yaşında ilkokula başlayan bir öğrenci üniversite mezunu olarak 22 yaşında iş hayatına başlayabilir.
2025 yılında ise bu süreç 4+4+4+4=16 yıl. Yani bu halde 23 yaşında bir öğrenci üniversite mezunu olarak iş hayatına başlayabilir.
Şimdi ise YÖK Başkanı’nın açıklamasından öğrendiğimiz üniversite eğitiminin üç yıla indirilmek istendiği. Bu yapılırken bir yıldaki dönem sayısı iki ’den üç’ e çıkarılıyor.
YÖK Başkanı açıklamasında “bir yıldaki sömestr sayısı üçe çıkarılıyor” diyor. Nasıl yani bir yıl 18 Ay’a mı çıkarılıyor? Çünkü sömestr Latince kökenli bir sözcük ve altı ay anlamına geliyor. Elbette dönem demek istiyor. Neyse.
Bu konu hangi ortamlarda tartışıldı çok merak ediyorum doğrusu? Neden Tıp Fakültesi 6 yıldır da diğer fakülteler 4 yıldır? Ya da her Fakültenin ya da bölümün eğitim yılı aynı mı olmalıdır?
Size ilginç bir saptamamı söyleyim; ülkemiz üniversitelerinde Spor Antrenörü de 4 yılda mezun oluyor üniversiteden, fizikçi de bilgisayar mühendisi de. Bunun bir nedeni var. Yıllarca üniversitelerde ders veren öğretim üyeleri çok iyi bilir ki üniversiteye başlayan bir öğrenci yaklaşık 18-20 yaşındadır ve büyük ortam-çevre değişikliği nedeniyle ayakları yere basmaz. Ta ki üçüncü sınıfa kadar. Üçüncü sınıfa alt sınıflardan dersi olmadan gelen öğrenci -yani o ilk yılın şaşkınlığını üzerinden çabuk atabilen- üniversiteyi dört yılda bitirebiliyor. Bunun çok bileşeni ve çok boyutu var. Tartışılması ve irdelenmesi gerekir. Öğrencinin yaşının da getirdiği bir gelişim süreci var. Bu da göz ardı edilemez. Tıpkı beş yaşındaki bir çocuğu nasıl ilkokula başlatamıyorsanız, 20 yaşındaki genç mezunu da iş hayatının çarklarının arasına gönderemezsiniz. 23-24’ lü yaşları beklemek gerekir.
Amaç herkesi üniversiteden üç yılda mezun etmek olmamalı, denmeli ki üniversiteler ders programlarını başarılı öğrenciyi destekleyecek şekilde yapılmalı ve başarılı öğrenci üç yılda da üniversiteden mezun olabilmeli. Bunun yolu bir yıldaki dönem sayısını üçe çıkarmak değil olan iki dönemi iyi planlamaktan geçer. Öğretim üyesine göre değil başarılı öğrenciye göre ders programı yapılmalı. Ders programlarını memurlar değil bölümlerin yöneticileri yapmalı. Her bölümün kendi dinamikleri vardır. Ben eminim birçok eğitim fakültesinde, fen fakültesinde, mühendislik fakültesinde ders programlarını memurlar yapıyor. Hocaların isteklerine göre dersler programa yerleştiriliyor. Bunun sonucu olarak da bazı bölümlerde öğrenci sabah 9.00 da ilk dersine girer, 16.00’daki bir sonraki dersi için kantinde bekler.
Üniversitelerde Yaz Dönemi zaten var şu an, yapılmak istenen de bunu daha işlevsel duruma getirmek. Şimdiki haliyle öğrenciye ve öğretim elemanına zorunlu değil. Bu haliyle de çok tercih edilmiyor.
Tüm bu bileşenlerin masaya yatırıldığı uzun soluklu bir çalışmadan eminim başarıyı destekleyen ödüllendiren bir model elde edilebilir. Bu bağlamda elbette başarılı dünya üniversiteleri de incelenmeli.
Oturmuş sistemlerdeki bazı ayrıntılara takılıp kalıyoruz, bunları tartışarak enerjimizi tüketiyoruz. Halbuki çağın gerçekleri çok farklı. Ve çok hızlı değişiyor. Saplanıp kaldığımız patinaj yaptığımız yerlerden çıkamıyoruz, bu da birbirimize çamur fırlatmaktan başka bir işe yaramıyor. Son 40 yılda bilimdeki birçok çığır açan çalışmayı sadece izledik. Yurt dışına giden orda lisansüstü eğitim alan öğrencilerimizin başarılarıyla övünmekle yetindik. Aziz Sancar ile çok övündük elbette ama Türkiye’de bir üniversitede olsaydı sonuç aynı mı olurdu? Kaç Aziz var da kapılar ardında neler yaşıyor kimin haberi var?
Kaç Rektör genç akademisyenlerle oturup samimi sohbetler yapıyor çat kapı onları ziyaret ediyor? Rektörlerin birimleri ziyareti icraatlarını anlatmak için. Hayırdır siyasete atıldınız da seçime mi giriyorsunuz? İcraat anlatmak yerine akademisyenlerin kendilerini gerçekleştirebildikleri ortamları yaratın.
Yukarıdan aşağıya baktığınızda manzarayı iyi görürsünüz ama asıl mesele aşağıdan yukarısının nasıl göründüğüdür.