top of page

GELECEK İÇİN GEÇMİŞE BAKMAK

  • Yazarın fotoğrafı: Abidin KILIÇ
    Abidin KILIÇ
  • 2 Haz
  • 3 dakikada okunur

Uzun bir yazı yazmak niyetinde değildim aslında. Ancak bir paradigma ortaya koymak istiyorum. Ülkemin yakın tarihte yaşadıkları ve nedenlerini görmek ve bugüne dair izler bulmak.

Türkiye'nin siyasi olarak sıkıştığı (kriz veya çıkmaz dönemleri) belli başlı dönemleri sıralayabiliriz:


1. 1960 Askerî Darbesi ve Sonrası

  • Demokrat Parti iktidarının artan otoriterleşmesi, basın üzerindeki baskılar ve toplumsal gerginlikler 27 Mayıs 1960 darbesi, Başbakan Adnan Menderes ve iki bakan idam edilmesi.

2. 1970'ler: Sağ-Sol Çatışması

  • 1971 muhtırası, koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlığı ve sokaklardaki şiddet olayları ülkeyi iç savaşın eşiğine getirmesi, ekonomik kriz, enflasyon ve kıtlık da bu dönemi derinleştirmesi.

3. 1980 Askerî Darbesi

  • 12 Eylül 1980 darbesi, 1970'lerin sonunda tırmanan siyasi şiddet ve hükümet krizlerine son vermek gerekçesiyle yapıldı. Anayasa askıya alındı, siyasi partiler kapatıldı, binlerce kişi gözaltına alındı.

4. 1990'lar: Koalisyonlar ve Güneydoğu Sorunu

  • Kısa ömürlü koalisyon hükümetleri, yüksek enflasyon ve PKK çatışmalarının tırmandığı yıllar. 28 Şubat 1997 post-modern darbesi, Refahyol Hükümeti'nin sonunu getirdi.

5. 2007 Cumhurbaşkanlığı Krizi

  • AK Parti'nin Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı göstermesi üzerine CHP ve askerî kesimlerin tepkisi, e-muhtıra ve erken seçime gidilmesi. AK Parti erken seçimden zaferle çıkması.

6. 2013 Gezi Olayları ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi

  • Gezi Parkı protestoları hükümet karşıtı geniş bir toplumsal harekete dönüştü. 15 Temmuz darbe girişimi ise Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı darbe girişimiydi!

7. 2018'den Günümüze Ekonomik Kriz

  • Kur krizi, yüksek enflasyon, faiz politikaları tartışmaları ve hayat pahalılığı, 2023 seçimleri sonrası ekonomi yönetiminde politika değişikliğine gidilmesi.


Tüm bu siyasi krizlerin, darbelerin ve çıkmazların altında yatan temel sorunları birkaç ana başlıkta toplayabilirim:


1. Devlet Geleneği ile Demokrasi Arasındaki Gerilim

·       Türkiye'de "devlet" kavramı, birey ve toplumun üzerinde konumlandırılmıştır. Osmanlı'dan devralınan "devlet-i ebed-müddet" anlayışı, cumhuriyetle birlikte "kutsal devlet" algısına dönüşmüştür. Halkın iradesi ile devletin bekası arasında bir çatışma çıktığında, çoğu zaman devlet aygıtı (bürokrasi, ordu, yargı) kendini koruma refleksiyle demokratik sürecin önüne geçmiştir. 1960, 1980, 1997 ve hatta 15 Temmuz bu gerilimin farklı tezahürleridir.


2. Kurumsallaşamayan Siyaset ve Vesayet Kültürü

·       Siyasi partiler, güçlü lider etrafında şekillenen, tabanıyla organik bağı zayıf, kurumsallaşamamış yapılar olarak kalmıştır. Bunun karşısında ise ordunun, yargının ve bazı bürokratik kliklerin kendilerini rejimin asli sahibi görmesi siyasetin normal işleyişini sürekli kesintiye uğratmıştır.


3. Kutuplaştırıcı Siyaset ve Uzlaşı Kültürünün Eksikliği

·       Türkiye'de siyaset, meseleleri müzakere ederek çözmek yerine "dost-düşman" ayrımı üzerinden yürütülmüştür. Toplum, laik-dindar, sağcı-solcu, Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi eksenlerde sürekli kutuplaştırılmış ve bu kutuplar birbirini meşru görmediği için krizler kaçınılmaz hale gelmiştir.


4. Ekonomik Kırılganlık ve Dışa Bağımlılık

·       Siyasi krizlerin çoğu ekonomik krizlerle tetiklenmiş veya derinleşmiştir (1994, 2001, 2018). Türkiye'nin üretim yapısının ithalata bağımlı olması, cari açık, döviz kırılganlığı ve kısa vadeli sermaye akımlarına mahkûmiyet, siyasi aktörlerin manevra alanını daraltmıştır.


5. Hukukun Üstünlüğü Sorunu ve Kurumların Zayıflığı

·       Hukuk, siyasetin üzerinde bir çerçeve olarak işlemek yerine sık sık siyasetin aracı haline gelmiştir. Ne zaman ki hukuk tarafsız işlemez, o zaman krizlerin çözümü için güç kullanımı (darbe, baskı, OHAL) devreye girmiştir.


6. Kimlik ve Aidiyet Krizi

·       Türkiye, modernleşme sürecini "Batılılaşma = çağdaşlaşma" denklemiyle yaşamış, ancak bu süreç toplumun yerel, dini ve etnik kimliklerini bastırarak yürütülmüştür. Bu bastırma, kimliklerin siyasallaşmasına ve şiddetli çatışmalara (Kürt sorunu, Alevi sorunu, laiklik tartışmaları) yol açmıştır.

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım sonuçlar ve nedenleri, bugün de adı başka sorunlarla yaşamaya devam ediyoruz. Tıpkı Madde 5’te olduğu gibi “Hukuk, siyasetin üzerinde bir çerçeve olarak işlemek yerine sık sık siyasetin aracı haline gelmiştir. Ne zaman ki hukuk tarafsız işlemez, o zaman krizlerin çözümü için güç kullanımı (darbe, baskı, OHAL) devreye girmiştir”.


Yönetim erki, gücünü toplumun sorunlarını çözmek, insanlarının refahını arttırmak yerine siyasetten aldığı gücü, devletin “mutlak gücü”, “tek gücü” haline dönüştürmeye çalışırsa, sonucu yukarıda sıraladığım maddelerdedir, yani tarihtedir.


Umalım ki yönetim erki, içine aldığı her şeyi ezen, yok eden bir çarka dönüşmesin.

 
 
 
bottom of page